Salıncak
Ahmet'in Gelişi

Bugün birdenbire* Nezihe Meriç’in; “Nezih Ana”nın Korsan Çıkmazı’nın Meli’sinin Ahmet’ini hatırladım: Ahmet’in nadirliğini, Ahmet’in güzelliğini. Yani Meli’nin Ahmet’i hikâye edişini, yani Nezih Ana’nın Meli’yi hikâye edişini. Şiir gibi, şarkı gibi, yükselip alçalan, daldan dala konup şakıyan bir kuşun sesiyle bir müjde gibi hikâye edişini. Ahmet işte öyle biri, müjdenin kendisi ve böylelikle hiç durmadan müjdeler doğuran biri.
Ahmet’in gelişi:
“…Önce nükteleri, ele avuca sığmaz havası, duygulanışları, insanı ışıtan zekâsı geldi; sonra kendi. Kışın ortasında bir gün, kapıyı zehir zıkkım çalar geçerdi. Balkona koşardım; köşeyi dönerken, ayazın içinden bağırırdı: ‘Acıbadem’den geliyorum. Salık veririm. Eyvallah.’ Beyoğlu caddesinde, kalabalığın içinden çıkıverirdi: Ayaküstü, acele acele, ‘Sen domalan bilir misin?’ derdi. ‘Orta Anadolu’da çok olur. Patates gibi bir şeydir. Mantar gibi de lezzetlidir. Onda, Anadolu’nun kıraç, katı kokusunu duyar insan: Kıvılcım ateşe gömülür. Bir kapak açarsın şöyle tepesinden; biraz tuz biber, anlatılamaz bir şey olur.’ Sözü bitince, ‘Eyvallah!’ der, çeker giderdi. Sık sık andığım bir mektubu vardır. Üç dört satır: ‘Merhaba. Hiç Toroslar’dan geçtin mi? Fırsatını bulup mayıs sonlarında bir geç. Gök urmuş dağlara duman duman. Selam.’ ‘Sevdalık ince maraz’ türküsünü ilk ondan duydum. Kalın sesiyle söylerdi. Kaşları çatılırdı kendiliğinden. Söylerken gülerdi. Sesi yoktu. Haşarı bir oğlan çocuğunun uçurtma yaparken takındığı ağırbaşlılık gelirdi üzerine. Gülerdik. Örneğin, ‘Hacı beyin gelinleri çift oynar’ türküsündeki bereketin, kurulu düzenli aile neşesinin haberini de ben ona vermişimdir. O, Mozart getirirdi bir gün kendince: ‘Mozart katkısız saf maviler, aydınlık griler üzerinde, ışıkla çizilmiş geometrik biçimlerdir. Mozart, insana olgunun düzenini, rahatlığını verir.’ Özün, ‘Al benden de Debussy’ derdi, ‘sisin içinde, bilinmez bir yerlerden ışık alan yağmurdur o.’ Ahmet bana bakardı: ‘Evet?’ ‘İyi’ derdim. ‘Oku kızım oku’ derdi.”
Ahmet iyi ki gelmiş! Ve öyle de kudretli, Korsan Çıkmazı, ilk baskısını 1961 Aralık’ında yaptığına göre, tam altmış beş yıl sonra, 2026 Şubat’ında bile bir gün, “kapıyı zehir zıkkım çalıp geçermiş.”
* “Birdenbire”, sanki hep öncesine muhtaç, zamanlar arasında sıçrayıp duran bir kelime. Bazı metinler bir kez içimize girer ve ömrümüzce kalbimizin bahçesindeki bir salıncakta ses hâlinde, nota hâlinde usul usul salınıp durur. Bugün belki ben o salıncağı biraz daha hızlı salladım.
Şimdi Apaçık Radyo’da Eksik Mecaz’ın “Korsan Çıkmazındaki Kadınlar” bölümünü dinliyorum.
